6 Mart 2012 Salı

yola devam


Geçen haftaki PMS kaynaklı kriz aşılmış durumda... Çok ciddi bir hasar yok :) önümüzdeki haftalara bakıcaz artık.. bu cumartesi de başarılı olursam geçen haftayı kazasız-belasız atlattığıma emin olacağım...

Şimdiii, diyet yaparken yapacağınız yatırımlardan bahsrtmek istiyorum... çikolata-cips-antepfıstığı-pastane masraflarınız ortadan kalktığına göre maddi olarak epey bi rahatlamış olmanız lazım, tabi benim gibi burdan gelen fonları olduğu gibi MAC'e aktarmıyorsanız bu söyleyeceğim şeyleri çoook rahat alırsınız..


1- eğer hala yoksa, ki eminim vardır ama, mutlaka dijital baskül alın... kendinizi haftada 1 kere tartın. (kilo verme sürecinde haftada bir, korumada 10 günde bir de olabilir) Kilo takibinizi sadece diyetisyen değil, kendiniz de yapın...kendi tartınızda sabah ne kadar geliyosunuz bilin.

2- baskül yetmez, bir de dijital mutfak tartısı alın. Şart, hem kek-kurabiye yaparken de lazım oluyo (şaka yaaa... ne keki kurabiyesi, yok öyle şeyler :P)

3- Bana hediye gelen bi peynir rendesi var, izmir tulumu-parmesan-eski kaşar gibi sert peynirler için çok başarılı bir seçenek, 5 gram kadar peyniri o kadar ince ince rendeliyor ki.. salataya karışınca çok güzel bir aroma oluşturuyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. Emel sultan bana bunu tantitoniden almış...fotoda gördüğünüz salata da öğle yemeğimin bir parçası...

Şimdi diyeceksiniz ki parmesan-tulum-kaşar diyetle ne alaka? Eğer vereceğiniz kilo4-5 kilodan fazla ise, yolunuz nispeten uzun demektir, hele benim gibi 25-30 kilo vermeniz gerekiyorsa maraton koşuyorsunuz demektir. Hızlı başlayıp yolun yarısında tıkanmamak lazım... peynir-yoğurt gibi şeylerin lezzetli olanlarını seçerek diyet yapmak diyete daha motive olmanızı sağlıyor... Daha önce de söylemiştim ama ben sabahları ekmek yemiyorum bir süredir.. 60 gram peynir yiyorum mesela... onu da light beyaz peynir yesem çok mutsuz olabilirim, simit-poğaçaya geçiş yapabilirim...

Cemal Süreyya'nın dediği gibi "yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"

çok bilinç akışı oldu yazı yine.. idare edin artık..

görüşürüz

1 Mart 2012 Perşembe

her zaman sorunsuz olmuyor tabe...


Bu yazı bir günah çıkarma yazısıdır...

PMS yüzünden olduğunu ümit ettiğim bi açlık-atıştırma moduna girdim... Dün önce gündüz 2 tane çikolata yedim...sonra, akşam olunca, bir önceki yazıda yazdığım kiraz ve elma kurularından epey bi götürdüm... bugün de patronun masasında duran kuruyemişlerden tırtıkladım...Ne yaptığımı fark edince hemen durdum ama en az 10 antepfıstığı 10 badem kaynadı araya... günlük ceviz haklarımı yemedim ceza olarak ama dün yediğim meyve kurularını ve çikonatları affettirecek bişey yok...

Offf PMS yaktın başımı... Sibel cumartesi beni naapcak kim bilir?

Zaten beni çok iyi tanıyor, tartıya çıktığımda ben söylemeden bir bir sayacak yaptıklarımı...

Evet Sibelcim, doktorun dediği şey* kafamı açtı biraz, dengem bozuldu azcık ama söz haftaya daha iyi olucam:) umarım bunu okuyosundur... :)))

*doktor günlük kalorini 1600 altına düşürme demişti, benim diyet 1400 falan, kafam karıştı da biraz... aç kaldığımdan da değil ha...öfff... öyle yani...

Çok iç açıcı/motive edici bi yazı olmadı ama siz de "falling off the wagon" durumu yaşarsanız benim gibi unutmayın; tökezlemeden yürünmez, önemli olan yola devam etmek... (vay beah...ne laf oldu :P )

raporlara devam edeceğim...


24 Şubat 2012 Cuma

Sağlıklı atıştırma alternatifi ve ofis partisi



Geçenlerde çalıştığım yerde birisine hediye olarak gelen meyve kuruları aklıma takılmıştı, çok güzeldi tatları ve de temiz temizdi....ama o zaman diyetimde salatadan çok whooper vardı:) unutmuşum... sonra tekrar karşıma çıktılar, hemen internetten araştırmaya başladım, foodlovers sayfasından ulaştım...çilek ve şeftali kurusunun kalmamış olması beni üzdüyse de hemen sipariş verdim elbette...


Paket elime ulaşır ulaşmaz teste başladım (birer lokma yedim tabi, meyve de olsa kalori kalori-karbo karbo)... lezzet ve temizlikten sınıfı geçtiler ama keşke açılınca geri kapatılabilen bir kutuda olsalarmış ve de arkasında besin değerleri de yazsaymış. Bir elma bir porsiyon ama kaç parça kıtır elma bir porsiyon ediyor bilemiyoruz. En azından kaç gramda kaç kalori var bilinse öğlen ara öğün yoğurduna ona göre eklenip yenebilir.

Bu arada dün ofiste ufak bir kutlama yaptık, kendimle gurur duyduğumu belirtmek isterim, 1/3 kol böreği, azıcık patatesli gözleme, çok çok az cheese cakele günü kapattım. Çilek almışlar bir de, ondan yedim, az yağlı peynir-domates ikilisinden yedim. Normalde en az 3 börek, yarım gözlemeyi gümletirdim ama yapmadım... bana 10 puan diyorum!!!

Ayrıca endokrinaloğumla görüştüm, kilo verdiğim için aferin aldım ama haziran başına kadar kilo vermeye devam et, ideali 3 ayda 6 kilo, +/-2 dedi. yani 8den fazla vermemem lazımmış. Günlük kalorini az alma sakın, sistemi bozma dedi. Daha önceki yazıda yazdığım %10-%15 muhabbeti yani. Kilo vermeye çalışıp haftada yarım kilo verdim, 400 gram verdim diye morali bozulanlara motivasyon olsun diye yazdım, haftada yarım kilo başarı aslında, sakın unutmayın!!!

Cumartesi tartıya gidiyorum, bakalım ben ne yaptım...

20 Şubat 2012 Pazartesi

beşinci hafta oldu, devam ediyorum


Diyette 5. haftaya girmiş bulunuyorum.. giden kilolar buz dağından kırpılmış bi parçacık onu biliyorum ama bu işe girişmeseydim o gidenleri eklemiş olurdum muhtemelen... yani az-çok demeyip devam etmek lazım sanırım.. di mi?


An itibariyle ofiste yapmış olduğum salatamı ve evden getirdiğim etimi yiyorum. Salayı nasıl ofiste yaptın diyen olursa, ikeadan aldığım kocaman kilitli poşetlere evde yıkadığım marul, ıspanak, maydanoz, dereotu, roka ve naneyi kurutup, içine de kağıt havlu koyarak paketledim. Bir de bi kavanoza nar ekşisi ve elma sirkesini karıştırıp koydum... yiyeceğim kadarını alıp boş plastik kutuya yaprakları yırtmak suretiyle salata yapıyorum (tabi ben şanslıyım, ofiste buzdolabım var) kalanları geri dolaba. haftada bir erzak deposu yapsam dolaba yetecek gibi. Bu usulle epey dayanıyor yeşillikler. Tavsiye olunur.

Gelelim ups & downs kısmına;
Down: geçen hafta pazar akşamı pizza yedim. 12 Şubat 2012. Up: "battı balık yan gider"'e bağlamadan sabah kaldığım yerden devam ettim.

Down: Cuma günü iki tane brownie intense'in miniklerinden yedim, 1 vişneli bi çikolatalı. Up: Aynı...

(burada şunu belirtmek isterim ki bundan önceki diyet girişimlerimde "bugün dayanamadım patates kızartması yedim, yarın devam ederim" aşamasından ziyade "bugün patates kızartması yedim nasıl olsa, bari bi de pasta-çikolata-cips-kuryemiş de yiyim, aklım kalmasın yarın devam ederim" şeklinde süreçlerden geçerdim. Pizzayla kamış olmam çok ciddi bir ilerleme benim için)

Bir de geçen hafta çeşni olsun diye sabah kahvaltıma konan tost beni ekmeksiz kahvaltıdan daha çok acıktırdı. Tersi olur sanıyor insan (tüm bilimsel veriler aksini söylese de ekmekle daha kolay doyulur diye bir anlayışım vardı benim) ama sabah ekmek yemeyince, sadece peynir yeyince öğlene daha az acıkıyormuşum. Bugün peynir-domat-salatalık kahvaltıma geri döndüm. Mutluyum :)

Görüşürüz.




14 Şubat 2012 Salı

üç yıl aradan sonra tekrar merhaba

Başlıkta üç yıl dediğime bakmayın, neredeyse 4 yıl olmuş... 2008 yılbaşı postunda kilo vermeye çalıştığımı anlatmışım.. durumda bi değişiklik yok... hatta o zaman verdiğim kiloları kat be kat geri aldım.. sonra biraz verdim (zehra'yı da kendimle beraber bunalıma soktum), bi daha aldım...

Bütün sağlıklı yaşam/zayıflama yazılarında bahsedilen yoyo benim.. kiloları veriyorum, en az birbuçuk katını geri alıyorum...madden ve manen şişiyorum yani

Son gittiğim endokrinolog "Siz kilo vermek için bir çaba göstermezseniz benim size yazabileceğim başka bi ilaç yok zaten, zamanımı boşa harcamayın" gibicesine konuşunca biraz korktum aslında, tip2 diyabet olucam, bacağımı kesecekler, kör olacağım korkusuyla, diyete başlasam mı acaba diye düşünürken 1-2 kilo daha aldım... Günlerden bir gün zorla beni diyete başlattı birisi (bu konuya geri dönülecek bi ara)... şimdilik 3 hafta oldu... belki burdan haftalık post yaparsam utanıp da bozmam diyorum.. tüm Türkiye beni okuyo ya:)

Ben güzide bir metabolik sendrom hastasıyım, bu sebeple internette dolaşan "bir ayda 8 kilo" diyetleri, "komşunun kızına yazmışlar işte; bi kiprit kutusu peynir yenecekmiş kaffaltıda" tarzı şeyler bana olmuyor. Konuyla ilgili kaynakları da incelersek 6 ay içerisinde vücut ağırlığının en fazla %15'ini vermek gerekiyormuş. Fazlası değil. Ben de bu mantıkla yola çıktım.. "üniversitedeki halim olmasa bile 6-7 yıl önceki halime dönsem ne güsel olur" diyerek başladım.. 3 haftadır performansımdan memnunum... Çok erişilmez hedefler koymamak lazım değil mi?

Benim gibi insülin direnci probleminiz varsa (şeker yükleme testi ile teşhis konuyor genelde) karbonhidrattan çok protein ağırlıklı beslendiğinizde diyet yapmak daha kolay oluyor sanırım... Kan şekerini yükseltmediği için acıkma hissi çok olmuyor, gözün dönmüş gibi tatlıya-cipse saldırmıyorsun...Şimdilik "Binge Eating" yaşamadım, hadi bakalım...

Bu sefer yazmaya devam taahhüt edip bu postu bitiriyorum.

Kişiye özel diyetin önemini bir kere daha belirtip diyorum ki;

I'm Back Baby :)

23 Haziran 2008 Pazartesi

yaş 30... ne demek acaba?

Bu hafta, çarşamba gününden itibaren artık soranlara "30 yaşındayım" demek zorundayım...

Sanırım biraz da popüler kültür dayatmaları sayesinde (20li yaşların başında aşı dozda izlenen Ally Mcbealler vs...) 30 yaş gençliğimin sonu, yaşlanmanın başı, hayatımın bir dervresinin bitiş düdüğü gibi geliyordu hep bana...

Bunu görmek/fark etmek için bir milat gerekmiyormuş aslında, uzun bir süredir her yerde işaretler varmış... Örneğin dün gittiğim filmde geçmişe flashback yapıyorlar... Sahne: çılgın üniversite kampüsü, herkes sarhoş, herkes deli gibi dans ediyor, belli ki gecenin çok ilerlemiş bir saati ve sene 1998, Bill ve Monica olayı yeni patlamış, kostüm partide herkes Bill ve Monica kılığında... sonra sahne bugüne dönüyor, aradan yıllaar geçmiş ve o partide tanışan 2 kişi acayip iyi dost olmuşlar, birbirlerini çok çok iyi tanıyorlar çünkü o tanışmanın üzerinden yıllaaar geçmiş...

Bir de günlük hayatta fark etmemek için çabalasan da gelip gözüne gözüne giren işaretler var... Gece bir yere eğlenmeye gittiğinde etrafındaki 20-21 yaş grubuna "ya biz de böyle eğlenir miydik eskiden, insan biraz etrafına saygılı olur, cık cık cık" yapmak mesela... ya da bir filmden bir diziden bahsedilince imdb.com'a girip sinemada çok yakın zamanda izlemişsin gibi gelen filmin alsında 1996 yapımı olduğunu görmek gibi.. Oysa ben içtiğim diet kolaya buz koymadıklarını, buna sinir olduğumu, patlamış mısır yedikten sonra elimi silecek ıslak mendil bulmadığımdan ara verilene kadar filmi ellerim havada izlediğimi o kadar net ve canlı bir şekilde hatırlıyorum ki...

Sorun aslında şu: ben kendimi 30 yaşında olmam gerektiği gibi hissetmiyorum çoğu zaman, Sezen Aksu'nun da dediği gibi "öğrenmedi gönül yaşlanmayı, dünya zamanıyla gün saymayı" Kabul etmiyorum ben 30 yaşı desen de geliyormuş işte...

Biraz buruk, biraz şaşkın kendi kendimin doğum gününü kutluyorum, iyi ki doğmuşum sanırım...

22 Nisan 2008 Salı

London'a gittim ben...

Öncelikle belirteyim, yazı boyunca Londra değil London denecektir ve de "landın" diye değil bildiğin "london" şeklinde okunacaktır:))

Yaklaşık bir ay önce yüksek lisans yaptığım okuldan bir e-mail geldi.. "Mezuniyet töreni Milano'da değil, okulumuzun Londra kampüsünde yapılacaktır" diye... ve ben hemen hazırlıklara başladım.. neredeyse dişimdeki dolgu sayısına kadar özel ve tüzel kişiliğimle ilgili tüm bilgileri, paramı pulumu, parmak izimi, gözümün rengini, vs vs vs..
. İngiltere'ye gönderip vize aldım (tabi Alef de davetiye gönderdi, vallahi bizde kalcak, ben bakıcam ona, size hiç sorun çıkartmaz, bu bi yerde bizim aile meselemiz... diye) Belgeleri vereceğim gün bir de son dakika fotoğraf krizi çıktı ama atlatıldı, 2 gün içinde vizeli pasaportumu aldım, valizimi topladım, yola koyuldum...

Cumartesi akşamı Thames nehrine nazır, Müzeyyen eşliğinde, rakı&balık yapıyorduk...(hayır fish&chips değil, bildiğiniz mangalda mis balık, patlıcan, biber ve de rakı)..
Her gün ne yaptığımı değil de gezinin bence en süper anlarını anlatayım istiyorum... Şimdi benim sevdiğim bi vecize vadır: "Hayat yiyince güzel, ama çikolata yiyince daha da güzel" :))) bu cümlenin kapsamı içinde düşünüldüğünde, Harrods ve de Selfridges gibi mağzalarda ne kadar mutlu olduğumu anlatmama gerek yok sanırım:)) jelly beanler, şekerlemeler ama en önemlisi de hiçbir insan beyninin hatırlayamayacağı kadar çok çeşitli çikolata... ekteki fotoda yüzüm biraz daha net çıksa yüzümdeki mutluluk ve huşu ifadesini görebilirdiniz...

Burası Harrods'ın çikolata reyonunun sadece bir kısmı... Selfridges'dan da iş yerindeki kızlara çok ilginç bi şekerleme getirdim, sanırım dönmeme değil şekerlemeye daha çok sevindiler..:)) fotoda da görüldüğü gibi (ancak yarısının fotoğrafını çekebildim, bir gün daha beklesem onu da yemiş olurduk sanırım) yanındaki çekiçle kırarak yiyorsunuz, ama ne yazık ki(!) parçalar biraz büyük oluyor, kocaman kocaman şekerlemeleri yemek zorunda kalıyosunuz... Bunu böyle "fennin son icadı" şekilinde hayretler içinde anlatıyorum çünkü hayatımda ilk kez böyle bir şey
görüyorum hem de cidden çok lezzetli...



Harrods'dan sonra Wholefoods diye bir yere götürdü Alef beni. Friends izleyenler bilir, dizinin başlarında Monica "açık muftak" şeklinde bir yerde çalışır, ne istediğini ve nasıl istediğini yemeği bizzat hazırlayan şahsa anlatırsın, gözünün önünde yemek hazırlanır. Burası da aynı şekilde işliyor, alt kat organik-katkısız ürünler satan bir market, kendi mis kokulu fırını da var (ki akla ziyan bir koku, insanın ayrılası gelmiyor), üst katta ise restoran kısmı var.. biz birer salata yedik üstüne de süpper İtalyan dondurması... Şimdi bu salata konusunda genelde beni en huzursuz eden şey salataları karıştırmadan getirilmasi, bir kafede sezar salata alırsın mesela marullar, icebergler öyle kalıp halinde sosa yağa bulaş
madan bekler, ister ki sen ona bulaşasın. Burada leğen gibi bi çelik kapta herşeyi karıştırıp sonra küçük bir kaba aktarıyorlar... sonuç cidden çok başarılı oluyor. Bir de yanında içtiğim şeyi o kadar beğendim ki dayanamayıp fotoğrafını çektim. Meyveli soda bu ama içinde gerçek meyve püresi var, ne meyve suyu gibi insanın içini bayıyor ne de soda gibi tatsız, üstüne üstlük sağlıklı bir şeçenek...etiketinde "bu suda 89 tane frenk üzümü 13 tane böğürtlen var" yazıyor. Süpper di mi? Tamam, çok uzadı bu yeme-içme muhabbeti. Sanatsal faaliyetlere geçiyorum.


Sonraki gün sinemaya ve de cuma günü de müzikale gittik. Sinemada Alef uyudu:)) çünkü, gerçekçi olmak lazım, film biraz sıkıcıydı. George Clooney olmasaydı ben de uyuyabilirdim, ama George vardı Allahtan. Daha önce London'a gittiğimde
Alefi müzikale gitmeye ikna edememiştim, sebebi ise şu; kendisini yıllar önce Büyük Tiyatro'da "Üç Kuruşluk Opera"ya götürmüştüm, o gün bugündür müzikal denilince gözlerinden yaşlar boşalıyor ve sinirli kahkahalar atmaya başlıyor. Haliyle bu sefer de biraz zor oldu kandırmak ama sonuçta sanat kazandı - Chicago'ya biletleri aldık ve Cuma günü matineye gittik. Her ne kadar bacak boyları benim boyuma eşit olan dansçıları görünce kendimi biraz kötü hissetsem de Alefin arada aldığı çikolataları yediğimde moralim düzeldi... Ama ne kadar emek harcandığı belli olan performansı izlerken insanın tüyleri diken diken oluyor. London'a gidecek herkese tavsiyem, mutlaka önceden biraz araştırıp bir müzikale gitsinler, verilen bilet parasına değiyor.

Cumartesi günü de diplomanı aldım, benden bekleneni yaptım ve yere düşürdüm, sonra da Türkiye'de bir dükkan açıp duvarına asmayı düşündüğüm güzide diplomamı valizeme kaldırdım:)) Tören boyunca Alef gururlu ebeveyn şeklinde bol bol fotoğraf çekti. Pazar günü de yola çıkıp rötarlı uçaklarla eve döndüm. Hâlâ uykusuzluğu üzerimden atmış değilim ama değdi, Alefim herşey için sana ve Cü'ye tekrar teşekkürler:)