25 Şubat 2008 Pazartesi
fettuccine alfredo'msu bişey
7 Şubat 2008 Perşembe
sobelenmişim ben de:))
25 Ocak 2008 Cuma
cheese cake; ama detaylı:)
Yumurtaların akları ve sarılarını ayırıp, sarıları köpüklenene kadar düşük ayarda çırpıyoruz. Sonra eğer limonlu yapacaksanız, 1 subardağı şekerden 1-2 kaşık ayırp, Cafe Fernando'dan öğrendiğimiz gibi benmari üsülü limon kabuklarıyla karıştırıp kalan şekerle beraber yumurta sarılarına koyuyoruz. Bundan sonra labne ve krema eklenecek, ama dediğim gibi yavaş yavaş, topaklamayı egelleyerek, mikserin düşük ayarında karıştırıyoruz. Bu aşamada limon suyunu da koyabilirsiniz.
Diğer kapta yumurta aklarını beyaz bir köpük olana kadar çırpıyoruz. Burada da dikkat edilecek nokta mikserin çırpıcılarının temiz ve kuru olması. Aynı mikser parçasını kullanıyorsanız benim gibi, iyice yıkayıp, kağıt havlu ile kurutmadan çırpmaya başlamayın, köpürmüyor. Eğer limon suyu kullandısanız 3 dolu kaşık, kullanmadıysanız 2 dolu kaşık un ve 1 paket vanilyayı da yumurta aklarına ekleyin; yine topaklanma olmamasına özen göstererek. Bu arada yumurta aklarını çırpmaya başladığınızda fırını 170ºC ayarlayın ve de ısıtın.
Daha sonra bu iki karışımı homojen olana kadar, yine düşük ayarda çırpıyoruz. Buzluktan çıkan bisküvili karışımın üstüne döktükten sonra fırına atıyoruz. Fırına ve de karışıma bağlı olarak 30-40 dakika kadar sürüyor pişmesi.
Kek, böyle fırından çıkarınca az biraz sallanacak ama çok da cıvık olmayacak. Hatta kenarları biraz kızarmış oluyor. Çalıştığım blogların birisinde bunu "firm jiggle" olarak tanımlamışlardı.
Fırından çıkarınca, biraz soğuyunca, tamamen soğumadan, kenarlarını kör bir bıçakla kalıptan yavaş yavaş ayırın ki cheese cake çökerken kenarlardan çatlamasın. Kör bıçak diyorum ki, kalıbınız çizilmesin. Mutlaka çöküyor cheese cake, yoksa o kadar sosu nasıl barındırsın üstünde değil mi ama:))
İyice soğuyunca üzerine ister meyvelerden sos yapabilirsiniz isterseniz de çikolata sosu yapabilirsiniz. Ben son dönemde kırmızı meyveli muffin yapmak için aldığım 4-5 çeşit meyveyi buzluktan indirip, biraz bekletip mutfak robotunda çektikten sonra 1 kaşık nişasta ve 2 kaşık şekerle (kıvamı olsun diye) bir taşım kaynatıyorum, onu sos olarak kullanıyorum, çok da iltifat alıyorum. Bir diğer yöntem de böğürtlen-frambuaz gibi diyet reçelleri biraz sulandırmak. Hem daha light oluyor ( o kadar kremadan sonra :)) ) hem de yapımı çok kolay oluyor. Elbette hazır soslar da kullanılabilir. Seçim sizin.
21 Ocak 2008 Pazartesi
iş-güç derken..yeni yıl-diyet vs...
Aylaaar önce yazdığım yazıda belittiğim üzere bir süre raporlu olarak evde yattım, işe bir geldim pir geldim... Ayağımı mı sürdüdüm nedir işler de benimle beraber geldi... Yılbaşı da dahil olmak üzere nefes almadan çalışıyoruz desem çok da abartmış olmam sanırım.. ama bu odamızdaki gelenekselleşmiş yılbaşı partimizi yapmamıza engel oldu mu? Hayııırrr:)) herkesler süpper mamalar getirdi, bir sürü güldük, bir sürü eğlendik...güzel güzel hediyeler aldık...vs...




tarifleri daha sonraki yazıda yazacağım
tabi öyle 3 ayda 15 kilo falan vermedim, ama bir-bir olsun, bizim olsun.. az olsun kesin olsun...
3 Ekim 2007 Çarşamba
Kadın Kuşağı programları toxic mi?
28 Eylül 2007 Cuma
bi gün bi düştüm...ve...
Genelde düşene gülerim, düşünce de gülerim... hatta bi keresinde babamın oturduğu sandalye olduğu yerde ikiye ayrılmıştı ve ben o kadar çok gülmüştüm ki babam 2 saat konuşmamıştı benimle:))) ya çok komikti ama... neyse yine konudan sapıyorum.. yeni paragrafta son düşme hikayemi ve devamındaki gelişmeleri anlatayım...
Efenim, ben az bi topluca (!) bi insanım, özellikle son 1 senede tez yazılacak ödev verilecek derken master süresince (Italya master maceralarım ayrı yazıların konusu, bi elim gitse de yazsam) verdiğim bütün kiloları gani gani geri aldım.. ve bunları vermek üzere tam bir girişimde bulunuyordum ki spora alışık olmayan bünyem ertesi gün yine spora zorlanacağını anlayınca kendini yerden yere attı, ama tepkinin sonuçları biraz ağır oldu:( L1 omurgam kırıldı.. Düşerken tam o noktayı merdivenin kenarına çarpmışım...
Şimdi burada ameliyata kadar geçen süreç, çektiğim ağrılar, ameliyat sırasında ve sonrasında yaşadığım sıkıntıları anlatıp içinizi baymak niyetinde değilim ama diyeceğim şu ki, tek başınıza tuvalete gidebildiğiniz her an için şükretmek lazım... sabah kalkınca çoraplarınızı kendiniz giyebiliyorsanız çok şükür...
Bu düşüşün güzel sonuçları da var elbette... herşeyde bir hayır (haayııır değil:)) ) var...
Bi kere fotoda da göreceğiniz gibi bir sürü oyuncağım oldu, bir de gelenlerin yazdığı "geçmiş olsun" defterim.. defterden öğrendiğime göre çok neşeli ve etrafına enerji saçan bi insanmışım, yokluğum fark ediliyormuş, özleniyormuşum... hemşireler beni katın en pozitif hastası ilan etti... bi de telefonumun şarjı gelen aramalardan o kadar çabuk bitti ki ne kadar mutlu bir ameliyat dönemi geçirdim anlatamam... Annem, canım, hep yanımdaydı... Babam, hastanelerden nefret etmesine rağmen sabah kahvaltısını yapmaya hastaneye geldi her gün, tüm kaprislerimi çekti, Anneme kaçak tatlı-köfte falam getirdi iftara...
Bu tatlı ve köftelerin bana değil Anneme gelmesinin sebebi de benim bir türlü vedalaşamadığım kilolarım.. ha bugün ha yarın derken kendileri vücüdumda bi koloni kurmuşlar, gidesileri yok... amma velakin bel rahatsızlığının en büyük, en önemli tedavisi belin taşıdığı yükü azaltmakmış.. bundan sonra rejim acılarım ve maceralarımı anlatacağım blogspotumda... inşallah en kısa zamanda, sorunsuz, sağlıklı bir şekilde dolabımdaki bütün kıyafetleri giymeye başlarım:)
Yani.. bir gün bir düştüm ve bütün hayatım değişti derim belki:))
Gelen-Arayan-Dua eden-Üzülen-Düşünen-Vah vah diyen herkese ne kadar teşşekkür etsem az... çok bi klişe belki ama insanı sevgi-ilgi iyileştiriyo.. hele de Cerenseniz, Yengeçseniz...:))
17 Eylül 2007 Pazartesi
Hoşgeldin Remezaan

PS: pide fotoğrafı http://www.selincaglayan.com/?p=103 adresinden.